Evvel zaman içinde, zamanların bile unutmak istediği bir şehir varmış.
Adını kimse söylemezmiş. Çünkü ne zaman söylense, iç çekilirmiş ardından.
Ama herkes bilirmiş neresi olduğunu.
Deniziyle, martısıyla, sabah kalabalıklarıyla… bir parçasıymış hayatın.
Bu şehir ayakta dururmuş ama güvenle değil; alışkanlıkla.
Yorgun duvarlar, eğilmiş kirişler, suskun balkonlar doluymuş.
Ve içinde yaşayanlar, her gece dualarını yere değil, göğe gönderirmiş.
Bir Karar, Bir Yön, Bir Bedel
Bir gün şehirde büyük bir karar alınmış.
Kimileri alkışlamış, kimileri hayıflanmış.
Ama çoğu insan, olan bitenin hayatlarına ne getirdiğini hiç hesaplamamış.
Oysa bu karar öyle sessiz bir şey değilmiş.
Gökyüzüne değil belki ama temele kazınan bir izmiş.
İnşa edilmeyen bir ev, güçlendirilmeyen bir yuva,
Ertelenen bir güvenmiş.
Neyin Yerine, Ne Gelmişti?
Bazı paralar vardır; harcandığında iz bırakmaz.
Ama bazıları vardır ki, harcanmadığı her an bir eksiklik yaratır.
Birileri o gün başka bir şeye harcamış o gücü.
Bir tartışmaya, bir gövde gösterisine, belki bir intikama.
Oysa başka bir ihtimal de varmış:
Taşların sağlamlaştırıldığı, evlerin güçlendiği,
bir halkın nefes aldığı bir ihtimal…
Ama o ihtimal, kalem yerine kılıçla çizilmiş.
Unutulmuş Sorular
Küçük bir çocuk annesine sormuş bir gün:
“Anne, duvar neden konuşuyor?”
“Konuşmuyor yavrum, çatlıyor,” demiş annesi.
Ama içten içe biliyormuş:
Duvarlar aslında konuşuyordu.
Yıllardır duyulmayan, ama hep söyleyen bir şeyleri vardı:
“Hazır mısınız?”
Ve Masalın Kıssası
Bir şehri sadece yollar, kuleler, kaleler ayakta tutmaz.
O şehir, sakinlerinin geleceğe duyduğu güvenle yükselir.
Ve bazen, bir karar sadece bugünü değil, gelecekte alınmamış bir nefesi belirler.











Adı Konulmayan Şehirde, Unutulan Bir Sarsıntının Masalı
