Münih’e ilk kez gittik. Ne kalabalık turlara dahil olduk, ne de müze kuyruklarında zaman harcadık. Bu seyahatte tek amacımız sokaklarda kaybolmak, şehrin ritmini yakalamak ve kendi adımlarımızla tanımaktı.
Başlangıç noktamız Odeonsplatz oldu. Theatine Kilisesi hemen dikkat çekiyor; sarı rengiyle gri gökyüzüne karşı ayrı bir zarafet taşıyor. Yanındaki Hofgarten ise yürüyüş için ideal; düzenli, sakin ve huzurlu. Bahçeden geçip Prinz-Carl-Palais’in önünden ilerlerken şehir yavaş yavaş kendini gösteriyor. Prinzregentenstraße boyunca uzanan binalar, Münih’in sade ama kendine güvenen havasını yansıtıyor.
Birden bire karşımıza çıkan Eisbachwelle’de durduk. Nehrin ortasında sörf yapanları izlemek, şehirle ilgili beklentimizi tamamen değiştirdi. Burası yalnızca tarih ve mimariyle değil, sürprizlerle de doluymuş.
Merkeze doğru yürüdük. Marienplatz canlı, ama yorucu değil. Yeni Belediye Binası’nın detaylarını uzun uzun inceledik, saatin çalmasını beklemeden yola devam ettik. Yakınlarda Frauenkirche, St. Peter ve Heilig Geist kiliseleri birbirine yakın mesafede. Her biri farklı bir tarz, farklı bir dönem. İçlerine girmesek de dış cephelerinden bile çok şey anlatıyorlar.
Viktualienmarkt’a uğramadan geçmek olmazdı. Küçük tezgahlar, sokak yemekleri, ayakta atıştırmalıklar… Özellikle havanın biraz serin olduğu bir anda elinde sıcak bir içecekle o kalabalığın arasında olmak oldukça keyifliydi.
Alışveriş caddesi Kaufingerstraße boyunca yürürken, kalabalık ve mağazalar arasındaki hareketlilik tam kararındaydı. Ana caddeden sapıp yan sokaklara girince Asamkirche’ye rastladık. Önünden geçerken içerideki detayları fark edince kısa bir duraklama yaptık. İçeri girdiğimizde ise sanki başka bir dünyaya geçmişiz gibi hissettik.
Yolumuz Maximilianeum’un önüne, Isar Nehri kıyısına kadar uzandı. Alte Pinakothek’in sadece dış cephesini gördük; ağırbaşlı, etkileyici ama biz bu kez içeri girmemeyi tercih ettik. Daha çok açık havada yürümek, sokak aralarında kaybolmak istedik. O yüzden bu gezi, “gördüklerimizle yetinmek”ten çok, “gözlemlerle anlamak” üzerineydi.
Günün yorgunluğunu atmak için birkaç güzel durakta mola verdik. BLOCK HOUSE’ta güzel bir akşam yemeği, Rischart Café’de Marienplatz manzarasına karşı tatlı molası… Özellikle elmalı strudel ve kahve ikilisiyle Münih günü çok güzel tamamlandı. Kapanışı ise meşhur Hofbräuhaus’ta yaptık. Ortam hareketliydi ama biz yine de kendi köşemizde, günün sessizliğini sindirdik.
İki gün boyunca koşturmadık, sadece baktık, dinledik, yürüdük. Münih bizi aceleye getirmedi, biz de şehre acele etmedik. Her durakta biraz soluklandık, her sokakta biraz durup etrafa baktık.
Bu ilk ziyaret, bir tanışmaydı. Sade, içten ve şehrin temposunu bozmadan geçen bir tanışma



